Türk gençliğinin geldiği-getirildiği nokta kelimenin tam manasıyla iflastır. Zira içinde yaşadıkları coğrafyayı vatan yapan
hususiyetlere ait sağlam ve sağlıklı bilgileri ve pek tabii bir endişeleri yoktur. Cemiyetin ana yapı taşı aile kurumunun tahrip edilmesi, yıllar yılı adeta insanımızı değerleriyle çatıştırma veya koparmak amacı güdermişçesine tatbik edilen milli (?) eğitim politikaları, hesapsız-kitapsız istihdam anlayışları sayıları milyonlara varan niteliksiz genç insanlar taifesini karşımıza çıkarmıştır. 
Merkezi otoritenin (=devletin) oluşturduğu boşluğu doldurmak adına faaliyet yapan sosyal-siyasal kurumlar ise gençleri donanımlı hale getirmekten öte kendi kurumsal cazibeleri için birer “kurşun asker” mesabesinde görerek onların enerjilerini heba ettiler. Neticede bugün “ilk fırsatta bu ülkeyi terk ederim” diyenler, sosyal şahsiyetten mahrum, abes ve anlamsız olduğu kadar müptezel de olan yarışma programlarının kuyruklarında ömür tüketenler, kurtuluşu sigara-alkol, uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelerin pençesinde arayanlar; diğer taraftan her türlü soysuzluğu ve soytarılığı özgürlük adına savunanlarla, kendi ait olduğu yapıyı ve bağlı olduğu lideri sorgusuz-sualsiz hakikatin yegane ve yanılmaz temsilcisi kabul edip toz kondurtmayanlar Türk gençliğinin vasatını oluşturmaktadır.
Canımızı acıtsa da gerçeği kabul etme erdemliliği ile, malum vasatı haiz bu kadronun yirmi birinci yüzyılın hür ve müreffeh Türkiye’sini nasıl kuracağını inceden inceye ele almamız gerekmektedir...Hele uluslar arası güç odakları ve bunların yerli uzantılarının Türk siyasi mekanizmasını vesayet altına aldıkları bir zeminde bu çaba daha da anlam kazanacaktır. Her şeye rağmen bir taraftan meşru ve medeni usullerle merkezi otoritenin üzerindeki vesayeti kaldırmak gayretlerine hız verirken diğer taraftan muhayyel (yüzer-gezer) vaziyette bulunan niteliksiz hale getirilmiş Türk gençliğine sosyal, siyasal çekim/cazibe merkezleri oluşturmak kaçınılmazdır.
Peki bugüne kadar var olanlar? Var olanlar evvela mevcut durumun hesabını vermek zorundalar. Kendi içlerinde muhasebelerini yapıp, hatalarını itiraf edip toplumun önüne çıkmalıdırlar. Aksi halde varlıklarını mevcut halleriyle sürdürme inatları bu millete yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Kim ne yaparsa, ne de inat ederse etsin yüce Türk Milletinin hakiki hizmetkarları her daim olmuş ve de olacaktır. İşte bugün Türk gençliğinin sığınacağı son liman Alperen Ocakları’dır. Alperenler gençliğin bünyesindeki enerjinin kıymetini idr
ak ederek ve bu enerjinin zayii olmasına engel olmak için geçmişin hatalarından ders alarak yollarına devam etmektedirler. Zahiren milletle rabıtası varmış gibi gözüküp hakikatte milletin kanını emenlere fırsat vermeyecek, kendi istikametini kendi emek ve birikimleriyle şekillendirecek, Hakikat davasının dolayısıyla Millet davasının bedelini ödemeyi göze alacak olanlardır Alperenler… Özetle Türk gençliğinin şahsında Türk Milletinin makus talihini yenme azim ve iradesiyle yola çıkan bu kervana herkes destek olmalıdır.
Müjdeler olsun… Zira ok yaydan çıkmıştır.