Eski Yöneticilerimizden Sayın Av. Ahmet Turan Çetin'in Nevruz Bayramının tarihsel köklerini inceleyen bir yazısı haberin devamındadır.
Bilindiği gibi milletleri meydana getiren en önemli
unsurlardan birisi de kültürdür. Bir milletin bütün sanat faaliyetlerinin,
inançlarının, örf ve adetlerinin, fikir, yaşayış ve davranışlarının tümü o
milletin kültürüdür. İnsanın yaratılışı ile başlayan kültürün meydana gelmesinde
bütün insanların payı ve yeri vardır.
Türkler tarafından çok eski tarihlerden itibaren kutlanan ve genelde Yeni Gün
olarak adlandırılan Nevruz, yakın tarihimizde yani Osmanlılar’da da bahar
bayramı ve yeni yılın başlangıcı olarak kutlanmıştır. Zira gün dönümüdür.
Nevruz, inanışa göre baharın ilk günü ve yılbaşıdır. Takvimler hep Mart'tan
başlar. Bu sebeple Osmanlılarda malî yıl başlangıcı Nevruz olarak alınmıştır ve
hemen bütün kanunnâmeler de verginin ilk taksitinin toplandığı aydır. Bu durum
Cumhuriyet döneminde de 1980'li yıllara kadar malî yılbaşı olarak devam
etmiştir.
Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş
bağlantısı olmayan, İslâmiyet’ten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir
dinin, mezhebin veya etnik gurubun bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir
şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik grup adına bağlı
gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye
çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır. Bu
bayram kökeni Orta Asya da yaşayan insanların yıllardır süre gelen bayramıdır.
Kimsenin tekelinde değildir.
1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri'nde Kırgızistan,
Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu
bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon veya Nevruz Bayramı'nı "Milli Bayram"
olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem
vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon veya Nevruz bayramı, her
yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin
yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye Cumhuriyeti' de 1991
yılında Türk Dünyası ile birlikte bayram ilan edilmiştir.
Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir
dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç
sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü
tutuşturarak "ortak kültür ocağı"nda binlerce insanı ısıtacak ve geleceğe büyük
bir millet olarak güvenle bakılacaktır.
Ülkemizde nevruz kutlamaları bazı şer odaklarının provokasyonu ile, ülkemizin
huzurunu bozmak için bir fırsat olarak değerlendirilmek istenmektedir. Bu
bayramı kutlayan herkes bu oyuna gelmeyecektir.
Geçtiğimiz günlerde Avrupa basınında yer alan ve Türkiye Cumhuriyetini suçlayan
haberler karşısında, terörist başının yavaş yavaş zehirlendiği konusunda bir kaç
söz söylemek istiyorum Binlerce insanımızı katleden kişi, mazlum olarak
gösterilmek istendi. Kendi kendilerine bir şeyler yapmak isteyen Avrupalı
dostlarımız(!) acaba kendi içlerinde böyle birisi çıksaydı aynı tepkiyi
gösterirler miydi? asla bunu yapmazlardı. Bu ülkede hiçbir zaman mazlum
olamayacak olan birisini, Onun için idam cezasını dahi kaldıran devlet
zehirleyerek öldürmesi düşünülemez.
Ortak kültürümüz olan nevruz bayramını, bayram olarak, ayrılıklara düşmeden,
kavga etmeden, içimizdeki ve dışarıdakilerin oyununa gelmeden kutlamalıyız.
Avrasya’nın, Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umut
barış ve huzur taşısın.
Ne mutlu dalgalanan ay yıldızlı bayrağın altında hür yaşayanlara…
Saygılarımla.