Ortaokul son sınıfta genetik çekim sonucu, ülkücülerin 12 Eylül sonrası zindan günlerinin hikâyesini dinlerdim büyüklerden.
MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının mahkemesinde olan biten anlatılırdı zaman zaman.
Lise yıllarında Bizim Ocak Dergisi Temsilciliklerinde geçerdi vaktimin çoğu. Efsaneyi Bizim Ocak Temsilciliğine ilk adım attığım günlerde duymuştum. Bir isim anlatılıyordu, ezilmeyen, büzülmeyen, yılmayan, yıkılmayan, işkencelerde çözülmeyen, ülküdaşlarının maneviyatını diri tutan bir isim.
Yıllar sonra Ozanlarımızın dili ile
“Kim bilir ne kadar, sığmaz ki dile,
Say sayabilirsen, kaç ehl-i çile,
Kırk çatal yürekli Muhsin’im bile,
Vallahi... Billahi... Seninle şimdi” şeklinde anlatılarak destanlaştırılan bir isim.
Artık idolümüz idi bu isim.
Müslüman Türk Gençliğinin, dava şuuru ile, dava adamlığı ile, mücadele azmi ile, zorluklara karşı direnci ile, imanı ile örnek alınması gereken bir prototip.
Gün geldi zindanlardan kurtuldu.
Gün geldi MÇP’ de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev aldı.
Dağılan Ülkücü Hareketi toparlama işine koyuldular başta Merhum Türkeş ve dava arkadaşları ile birlikte.
Gün geldi seçim oldu.
1991 Genel seçimleri.
Belli çevrelerin ısrarı ile RP-MÇP-IDP üçlü seçim işbirliğine girdi.
Listeler açıklandı.
Örnek aldığımız büyüğümüz, ağabeyimiz tahsil yaptığım ilden yani Sivas’tan RP’nin ikinci sıra adayı idi.
Ne büyük bir mutluluktu biz gençler için.
Bizim için bir Mete Han, bir Alper Tunga, bir Kürşat’tı o. O bizim destan kahramanımızdı.
Ve biz onunla tanışma en azından onun çevresinde olabilme imkânına kavuşacaktık.
Derken Sivas sokakları kırmızı zemin üzerine kalın puntolarla yazılmış afişlerle donatıldı; MUHSİN KİM?
Bizce malum idi kim olduğu.
Ama bilmeyene bildirmek gerekiyordu. Bunun için ağabeylerimiz işi ciddiye almışlar ve değişik bir seçim stratejisi izleme kararı vermişlerdi. Evvela bir merak dalgası yaymak iyi bir fikirdi. Bunu seçim çalışmaları ilerledikçe daha iyi görecektik.
Sonra, ikinci dalga geldi. O’nun gülümseyen bir resminin bulunduğu zemin üzerine şunlar yazılmıştı.
“Bir ümit bin dilek, Türkiye’me sevdalı yürek.
İçimizden biri MUHSİN YAZICIOĞLU” bu afişle birlikte şehirdeki merak dağılmış yerine bir memnuniyet havası esmeye başlamıştı. Pek çok Sivaslının aşina olduğu bu isim artık hemşerilerine gülümsemeye başlamıştı.
Ve
Seçim işlerinde görevli ağabeylerimiz son noktayı, yine O’nun karizmatik bir resminin olduğu poster üzerine
“O inançlarımızı meclise taşıyacak” afişi ile koymuşlardı.
Seçimler yapılmış ve Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun verdiği ivme ile o listeden 4 Milletvekili Sivas’tan meclise girmeye hak kazanmıştı. Sivaslı tercih seçeneğini Muhsin Yazıcıoğlu’ndan yana kullanmış ve O’nu ikinci sıradan birinci sıraya taşımıştı.
Seçim meydanlarında seçmene verdiği sözlerden dönemediği için hükümete güvenoyu vermemiş ve bazı konularda Genel Başkanı ile anlaşamayarak BBP hareketini başlatmıştı.
1995 seçimlerinde yine meclise girmiş ve seçmenine hiç ihanet etmemişti.
Söz verdiği üzere inançlarımızın mecliste temsilcisi olmuş, Anadolu insanının hep hakkını savunmuştur.
Ogünlerden bugüne Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’na tekrar meclis yolu açılmış ve Sivas’tan Bağımsız olarak Milletvekilliğine aday olmuştur.
Bundan sonra söz sırası Sivaslılardadır.
Sivaslılar kararını vererek, rağbetlerinin neye olduğunu gösterecektir.
1991 yılında Sivaslı rağbetinin insanlığa, delikanlılığa, tevazu ya, mertliğe, dürüstlüğe, doğruya olduğunu göstererek büyük bir teveccüh ile tercihini belli etmişti.
Şu an gurbette olan bir kardeşiniz olarak umuyorum ki Sivas yine aynı Sivas’tır.
Ve yine aynı teveccühü gösterecektir.
Son seçimlerde Sivaslı tercihini popülizme kullanmıştı.
Bu tercihte karlar ve zararlar yıllara sâri olarak ortaya çıkacaktır. Bizim izlenimimiz zarar yönündedir. Ama bunun böyle olmamasını umut ediyoruz, inşallah kazanmış olurlar. Ama görünen şey maalesef o değil.
22 Temmuz günü Sivaslı yine insanlığa, delikanlılığa, tevazu ya, mertliğe, dürüstlüğe, doğruya rağbet ettiğini bütün Türkiye’ye gösterecektir. Buna yürekten inanıyorum.
Allah’a emanet olun.
Süphan Türkoglu
kaynak: www.milliyetciler.de