Giriş ve Kayıt Ol

Anasayfa  ::  Neden BBP?  ::  Tarihçe  :: Amblem  ::  Tüzük  ::  Program  

MENÜ
Ana Sayfa
Ziyaretçi Defteri
Hesabınız
Haber Gönder
Söyleşiler
GENEL BAŞKAN
Özgeçmişi
Konuşmaları
Fotoğrafları
Başkan'a Mesaj
RAPORLAR
Ekonomi
Din ve Devlet
Milliyetçilik
TEŞKİLATLARIMIZ
İl Başkanlığı
Merkez İlçe Başkanlığı
BAĞLANTILAR
BBP GENEL MERKEZ
Alperen Ocakları
Avrupa Türk Birliği
BBP İstanbul
Yeni Hafta
Haber Hilal
KİMLER BAĞLI
Hoş geldin, Misafir
Nickname
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: realbirlik
Bugün: 0
Dün: 1
Toplam: 255

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 7
Üye: 0
Toplam: 7
HAVA DURUMU
PİYASALAR
Webmasterim.Com
Söyleşiler: 25 MİLYAR DOLARLIK KAYNAK

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, enerji alanında iddialı bir proje hazırladı. 40 bin kişilik istihdam hedefleyen proje tamamlandığında devletin kasasına 25 milyar dolar girecek. Yazıcıoğlu, “Türk Modeli” dediği projenin ayrıntılarını açıkladı.

BBP GENEL BAŞKANI Muhsin Yazıcıoğlu; O, çirkin ve düşük seviyeli siyasi üslubun kimseye fayda getirmeyeceğine inanıyor. 15 yıldır lideri olduğu BBP’de seviyeli, nitelikli muhalefetini ve siyaset anlayışını sürdürüyor. Ülke yararına olan her şeyde ilkeli muhalefet yapmaktan asla vazgeçmiyor. Bu sayımıza Türkiye’nin geleceğinin Büyük Birlik Partisi olduğunu söyleyen Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nu konuk ettik. Kendisiyle Hrant Dink cinayetinden AKP’nin kapatılmasına yönelik tartışmalara, 12 Eylül öncesi ve sonrası Türkiye’nin nereye gittiğini ve BBP’nin yeni projelerini konuştuk. Sayın Genel Başkan, Hrant Dink cinayetinin üzerinden belli bir zaman geçti ancak çok tartışıldı, çok konuşuldu. Şahsınız ve partiniz olayların içerisine çekildi. Kısaca ne diyeceksiniz? Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak ne BBP’nin ne de Alperen Ocakları’nın kesinlikle bir ilgisi söz konusu değildir ve bu konuda en küçük bir şekilde böylesi bir olaya sempatiyle bakabilmemiz söz konusu değildir. Çünkü böyle bir olayın Türkiye’ye, Türkiye’nin geleceğine, Türk milletimizin menfaatlerine bir katkısı yoktur. Tam tersine Türkiye’nin zararına olan bir harekettir. Bir Türk milliyetçisi Türkiye’nin zararına olacak şeye canını verir yine de ona tevessül etmez. Bu fotoğraf karesi basına yansıdıktan sonra ki bu cinayetten sonra da oldu. Yakın tarihte de tekrar gündeme geldi. Kendi aranızda yakın çalışma arkadaşlarınızla şöyle bir konuşmanız oldu mu? Yani niye böyle bir fotoğrafta bu arkadaş yer alıyor? Bu işlere biraz daha dikkat edelim, aramıza sızmalar oluyor gibi. Bu fotoğraf karesindeki bizim arkadaşımız değil zaten. O fotoğraf karesinde yer alan kişi emniyetin, Jitem’in bizim içimize koymuş olduğu bir kişi. Bu, artık gizli saklı değil. Bunlar mahkeme zabıtlarına girmiş, kendi itirafları olmuş, telefon kayıtlarında var. Yani anlamak mümkün değil. Birileri bizim içimize bir kişi koymuş, sonra bunu bir cinayette kullanmış. Bunlar artık mahkeme zabıtlarına kadar girmiş, mahkemenin istikameti de bu tarafta. Burada asıl mağdur edilen bizim hareketimiz. Ama hala bunu bir virüs gibi bize yapıştırıp üzerimizden çıkartmak istemiyor bazı basın organları. Yoksa onun dışında bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla, ama bütün bunlardan hareket ederek biz gençlerimizi topladık onlarla konuştuk, teşkilatlarımızla görüştük. Her türlü provakasyona karşı uyanık olunmasını, dikkatli davranılmasını, hareketimizin bir üs olarak kimileri tarafından kullanılmasına geçit verilmemesini ve kendi tecrübelerimize dayanarak bu tür provakatif hareketlerin içerisine bizim hareketimizin çekilmemesi için, gençlerimizin istismar edilmemesi için neler yapılabileceğini uzun uzadıya konuştuk ve bununla ilgili gerekli tedbirleri de aldık. Efendim benzer bir değerlendirme Sakarya’daki olayla birlikte yapıldı. DTP’nin düzenlediği bir organizasyonun etrafında Alperen Ocakları’na ait bir gurubun gösteri yaptığı, orayı kuşattığı, hadisenin sonrasında da içeride bulunan bir vatandaşımızın kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği, genel çizilen tablo net olarak böyleydi. Buradan net olarak sormak istiyorum: Alperen Ocakları bu işin neresinde? Adapazarı’ndaki olayda Alperen Ocakları yok. Alperen Ocakları DTP’nin toplantısından bir, bir buçuk saat önce Adapazarı meydanında bir eylem yapıyor. Demokratik tepkisini ortaya koyuyor. Niye koyuyor? Adapazarı olaylarında etnik çatışma çıkartılacaktı Peki bütün bunlardan haberdar mısınız? Belki her şeyden haberdar olmayabilirsiniz. Ben o zaman İngiltere’deydim. Döndüğüm güne denk geldi. Niye yapılıyor bu? Ben bu konuyu inceledim. Adapazarı’nda bir haftada üç şehidimiz var. Bu üç şehit dolayısıyla gençler teröre lanet, şehitlere saygı diye bir toplantı yapıyorlar ve bu toplantıda terörü kınıyorlar. Teröre karşı tepkilerini ifade ediyorlar, şehitlere saygı duruşunda bulunuyorlar ve İstiklal Marşı okuyup dağılıyorlar. Emniyet de çocuklara olaysız bir şekilde dağıldıkları için teşekkür ediyor. Mahalli basına da yansıyan aynen bu cümlelerdir. Yani Alperen Ocakları şehitlere saygı duruşunda bulundu, İstiklal Marşı söyledi ve terörü de kınadı, olaysız bir şekilde dağıldı. Bu, bir buçuk saat önce gerçekleşen durum. Bir buçuk saat sonra DTP orada bir salon toplantısı yapıyor. Salon toplantısında iddiaya göre İstiklal Marşı söylenmiyor, iddiaya göre terörist başı Apo posterleri var. Dolayısıyla bu arada daha cenazeler yeni kalkmış, şehit evlerinde taziyeler var. Toplantının olduğu yerin çok yakınındaki bir köye defnedilmiş şehit var. O köyden, çevreden vatandaşlar geliyor ve tepki koyuyorlar. Bu olay tamamen vatandaşın tabi olarak orada ortaya koyduğu bir tepki. Alperen Ocakları’nın bir buçuk saat önceki kendi iradesiyle yapmış olduğu toplantıyla bunun hiçbir ilgisi yok. Burada tamamen halkın ortaya koymuş olduğu bir tepki var. Buna rağmen niye Alperen Ocakları’nın ismi geçiyor? Birincisi, tabi ki bir buçuk saat önce yapılmış olan toplantıdan hareketle bu söyleniyor. İkincisi, halk yaptı denirse bir sorun yok. Ama dinamik bir gurubun karşıt görüş gibi ortaya konması lazım ki bir etnik çatışmaya bu dönüştürülsün. Kafalardaki program bu olduğu için. Şimdi ben burada sormak istiyorum. Arkasından soruşturma yapılmıştır. Alperen Ocakları’yla ilgili bir soruşturma yoktur. Alperen Ocakları’ndan kimse şu anda tutuklu değildir. Kameraların önünde yapılmış olan bir takım tepkiler var. Şimdi orada tabi olarak her siyasi partiden, her görüşten insanlar o kalabalık içerisinde olabilir. Ama Alperen Ocakları’nın özel, hususi bir organizasyonu kesinlikle değildir. Benim yaptığım inceleme böyle. Emniyete de intikal edenler bu şekilde. Herhangi bir şekilde bu anlamda sürdürülen bir mahkeme söz konusu değildir. Buna rağmen şimdi DTP de gelmiş TBMM’de ‘işte Alperen Ocakları bunları, BBP bunları yaptı’ diye söylüyor ve arkasından da bir kısım taşeron yazarlar yazıyor. Hemen üstleniyorlar ihaleyi ve oradan bize saldırıyorlar. Şimdi ben onlara sormak istiyorum. Asıl provakasyon, üç şehidin bir haftada kaldırıldığı bir ilde bu toplantıyı yapmak değil midir? Eğer bir buçuk saat önceden niye şehitlere saygı gösterdiniz, niye İstiklal Marşı söylediniz, neden orada terörü lanetlediniz? deniliyorsa bize, o zaman şunu bize daha açık söylesinler; Bu ülkede terörü kınamak suç, şehide saygı göstermek suç, İstiklal Marşı söylemek suç. Fakat, vurmak, mayın döşemek, şehidin, askerin, polisin memleketine gidip cenaze kalkmadan orada toplantılar düzenlemek tahrik değil, suç değil. Çatışmaların yayılmasını istemiyoruz Şimdi meselenin bir tarafında ağır tahrik olduğunu söylemek öbür tarafını elbette doğru kılmıyor. Orada toplanan halk mıdır, başkaları mıdır, bir provakasyon mudur? Onlar elbette adli soruşturmayla ortaya çıkar. Bunlar hassasiyetlerdir. Mesela hatırlayın; Sizin 2005 yılı sonlarında söylediğiniz bir söz var. Elinde Türk bayrağı olan bir vatandaşın bulunduğu apartman taş yağmuruna tutuluyor ve siz diyorsunuz ki ‘devlet vatandaşın güvenliğini sağlamak zorunda. Yoksa hepimiz evimize mi kapanalım? Ya devlet başa ya kuzgun leşe demişler. Devlet başa geçmezse leş kargaları ortaya çıkar. Devlet devletliğini yapmazsa evimizde mi oturacağız’. Bunlar biraz tehlikeli sözler değil mi? Tehlikeli sözler değil. Tam tersine bunları zamanında görmezseniz, gerekli tedbirleri almazsanız, o zaman görevinizi yapmamış olursunuz. Ben kimse sokağa çıksın, cezasını kendisi versin, mahkeme gibi yargılasın demiyorum. Böyle bir şey söz konusu değil. Benim söylediğim; emniyet, zamanında duyarlılık göstersin. Mahkemeler hızlı işlesin, kararlarını çabuk versinler ve vatandaşımız hakkının, hukukunun yargı tarafından sorulduğunu, korunduğunu bilsin ve devletine olan güvenini devam ettirsin. Türkiye bir hukuk devleti olsun. Hiç kimse kendi hakkını kendi almaya kalkışmasın. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Hiçbir zaman Türkiye’de çatışmaların yayılmasını, bu tarzda kavgaların tabana sirayet etmesini istemiyoruz. Böyle bir talebimiz de yok, böyle bir eğilimimiz de söz konusu değil. O günkü söylediğimiz gayet açık. Türkiye’nin birçok yerinden otobüslere binilmiş, her tarafı terörist başı Apo posterleriyle, paçavralarla sarılmış. Bilecik’ten Mudanya’ya gidiliyor. Mudanya’da eylem yapılıyor. Niye? Apo’ya özgürlük diyorlar, izalosyan kalksın diyorlar. Serbest bırakılsın diyorlar. Geri dönerlerken geliyorlar Bilecik’te inip halay çekiyorlar. Ondan sonra da halkın ortak tepkisiyle karşılaşıyorlar. Halk tepkisi sırasında bir vatandaş Türk bayrağı açıyor. Türk bayrağını çıkaran vatandaşın evi taşlanıyor. Kameralarda bunlar hepsi kayıtlı. Ondan sonra da hep beraber gazetelerde bakıyoruz ki o şehrin insanları linççi, katliamcı. Ben de diyorum ki her şeyi yerli yerine koymak lazım. Acaba Londra’da, Washington’da El Kaide militanları, Usame Bin Ladin’in posterleriyle yürüyüş yapsa buna emniyet müsaade eder mi? Yani demokrasi tamam, fikir özgürlüğü, inanç özgürlüğü, toplantı yapma özgürlüğü tamamdır; ama bu kadar net bir terör örgütünün adına meydanlara dökülerek eylem yapılmasını hoş görmüyorum, doğru bulmuyorum. Bunun da önlenmesini yasalara bırakıyorum, emniyete bırakıyorum. Emniyet ve yasalar gereğini yapmadığı taktirde yarın öbür gün halkla bu gurupların karşı karşıya gelmesi önlenemez. O zaman Türkiye çok daha kötü bir noktaya çekilir. Buna meydan vermeyin. Yasaları uygulayın, asayişi sağlayın ve vatandaşın inançlarına, değerlerine hakaret ettirmeyin. Meydanlarda bu tahriklere fırsat vermeyin diyorum. Bunun neresi yanlış? Sayın Genel Başkan burada anahtar cümle Devlet Devletliğini yapmazsa evimizde mi oturacağız cümlesi mi? Ben şunu söylüyorum orada. Ben, evime şimdi bayrağımı asamayacağım taşlanacağım. Kapımın önünde numayişler yapılacak ben hiçbir şey söylemeyeceğim ama hepimiz evin içerisine hapis mi olacağız? diyorum. Yani dışarıya hiç çıkmayalım, sokağa çıkmayalım. Biz numayiş yaparsak, herhangi bir şekilde tepkilerimizi ifade edersek suçluyuz. Ama birilerinin her bir şey yapma hakkı var. O zaman hepimiz evlerimize girip, kapılarımızı kilitleyip oturacak mıyız? diyorum. Yoksa tehdit yapalım, dışarı çıkalım. Silahlarımızla köşe başlarını tutalım, sopalarımızı alalım köşe başlarını tutalım diyen yok. Ama susturmak mı istiyorsunuz bizi? diyorum. Bu kadarı da fazla değil mi? Şu anda benim terörü kınamam, çıkıp meydanda İstiklal Marşı’nı söyleyip olaysız bir şekilde dağılmam suç oluyor, ama öbür tarafta hem terör eylemleri yapacaklar, hem de toplumu tahrik edecekler. Bu adeta suç olarak gözükmüyor. Bu tarafta normal olarak İstiklal Marşı’nı söylemem bile bir suç gibi teşkil ediyorsa ben ne diyorsunuz diyorum? Gidip evlerimizde oturalım mı? diyorum. Hapis mi olalım. Yani milletin hiç mi duyarlılığı olmasın? Ben duyarlılığı ifade ediyorum. Elbette bu toplum değerlerine sahip çıkacak. Elbette, bu toplum gerektiğinde demokratik tepkilerini koyacak, toplantılar yapacak, yürüyüşler yapacak, numayişler yapacak. Her demokratik ülkede olması gerekenleri milliyetçilerin de, vatanseverlerin de yapma hakkı var. Eğer bize bunları yapmayın, kapınızı kilitleyin, evinizde oturun, hiçbir şekilde konuşmayın deniliyorsa o zaman buna kimse razı olmaz. Böyle bir şey söz konusu olmaz. Devlet otoritesi sopayla değil, hukukla kurulur Yani devlet otoritesini koysun diyorum. Ben devletin otoritesi değilim, ben devletin makamı değilim, ben devletin kolluk kuvveti değilim. Ben devletin açığını kapatmak durumunda olan bir insan da değilim, hareket de değilim. Ama benim duyarlılıklarım var. Ben bu duyarlılıklarımdan vazgeçmeyeceğim. Ben bu duyarlılıklarımı her şartta, her ortamda, her imkanı kullanarak ifade edeceğim. Yani teröre lanet diyeceğim. Ülkenin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkacağım. Elbette şehidimin ailesinin, gazimin yanında olacağım. Onların haklarını-hukukunu dillendireceğim ve bu ülkede kanunların uygulanmasını, asayişinin sağlanmasını, teröre karşı en etkin mücadelenin verilmesini isteyeceğim. Bunları TBMM’de söyleyeceğim, toplantılarda dillendireceğim, makalelerde söyleyeceğim. Yürüyüş yapacağım, miting yapacağım. Buralarda ifade edeceğim. Bunlar benim işim. Ama asayişi sağlamak benim işim değil, kavga etmek benim işim değil. Karşıt gördüğüm, benden olmayanı cezalandırmak gibi bir düşüncem yok. Bu benim işim değil. Benim gencimin işi değil. Ben bunu ifade ediyorum. Ama devlet otoritesini kurmazsa... Devlet otoritesi neyle kurulur? Devlet, sopasıyla kurulmaz, devlet, hukukuyla kurulur. Hukukuyla imzalanır. Eğer hukukunuzu sağlamazsanız, o zaman işte, ‘ya devlet başa ya kuzgun leşe’ onun için derler. Benim de demek istediğim budur. Ben elbette devlet, hukukunu ortaya koymazsa o zaman ortalığa leş kargaları dökülür, her tarafta asayişsizlik kol gezer, ülke kaosun içerisine girer, kargaşanın içerisine girer diyorum. Benim söylediğim budur. Bunun neresi yanlış? Efendim 12 Eylül öncesi yaşanan tecrübeler, 12 Eylül sonrası ve bugün. Bütün bunlara baktığınızda Türkiye böyle bir çatışmanın eşiğinde mi? Böyle bir tehdit görüyor musunuz? Hayır. Bir defa olayların karakterine baktığınız zaman o eski sağ-sol kavgalarına olaylarına benzeyen olaylar değil bunlar. Çok fazla farklılık ifade ediyor. Yani burada bir PKK unsuru var. Tabi ki ben İstanbul’daki kapkaç olaylarının, asayişsizliğin de arkasında terör örgütünün olduğu kanaatini taşıyorum. Tabii üniversiteleri ve gençliği kullanarak, işçi hareketlerini kullanarak kendilerine bir taban edinme çabası içerisinde olabilirler. Son olaylarda böyle bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum ancak, daha evvel ifade ettiğim gibi çok ciddi bir tecrübe yaşadı bizim kuşağımız. Sağcısıyla, solcusuyla, ülkücüsüyle, devrimcisiyle hep beraber büyük bir tecrübe yaşadık. Belki bir dönem öğrenci hareketlerinde hayatını kaybetmiş olanlar yaşasaydılar, bugün çok önemli siyasetçiler, çok önemli mimarlar, şairler, yazarlar, bilim adamları bunların içinden çıkacaktı. Bir kuşak böyle heba oldu, yok oldu. Dolayısıyla da demokrasinin kıymetini biliyoruz, kavganın bir sorunu çözmediğini biliyoruz. Ülkenin daha mutlu, müreffef, güçlü, fert başına düşen milli geliriyle insanca yaşayabileceğimiz bir noktaya taşınmasının hepimiz için bir yarar sağladığını biliyoruz. Bunun için de kavgaları çoğaltmak, kinleri, nefretleri, ayrışmaları çoğaltmak yerine sevgiyi birliği, kardeşliği, dostluğu; farklı düşünüp, farklı değerlendirip, ama birlikte yaşamanın yollarını bulmamız gerektiğine hepimiz inanıyoruz. Dolayısıyla da eskisi gibi yapay sağ-sol kavramları da çok geçerli değil bugünkü Türkiye’de, çünkü sol görüşlü diye bildiklerimiz çok rahatlıkla milli bir tavır ortaya koyabiliyorlar, milli bir duruş sergileyebiliyorlar. Sağ görüşlü diye bildiğimiz herhangi bir insan da çok rahatlıkla yolsuzluk içerisine girebiliyor. Terör dışında siyasi partiler kapatılmamalı Sanki basına yansıyan bir iki değerlendirmenizden AK Parti kapatılsın, kapatılmalı gibi bir düşünceniz mi var, yoksa biz mi yanlış anladık? Hayır öyle bir düşüncem hiçbir zaman olmadı. Ben şiddet odaklı, terör odaklı fikirlerin önlenmesi, demokrasinin bir gereğidir. Herhangi bir siyasi parti eğer teröre ev sahipliği yapıyorsa, eğer teröre önderlik yapıyorsa, terörü bir metod olarak kabul ediyorsa, siyasetin bir aracı olarak kullanıyorsa o parti kapatılmalı. Ama onun dışında siyasi görüşlerini ifade etmiş olmasından, siyasi görüşleri istikametinde siyasi eylemler yapmış olmasından, kararlar almış olmasından dolayı bir partinin kapatılmasını demokratik bulmuyorum dedim. Tabi bunları ifade ederken, bunları doğru bulmuyorum dememiz yeterli değil, bu şekilde yasalarımızın düzenlenmesi lazım. Mevcut yasalar böyle mi? Hayır mevcut yasalar böyle değil. Mevcut yasalar, siyaset alanını daraltan yasalar. Partiler şu anda çok rahat kapatılabilecek pozisyondadır. Bugünkü yasalara dayanılarak siyasi partiler kapatılabiliyor, kapatıldılar. Peki bugünkü yasalarla siyasi partiler kapatılabilir mi? Çok rahat kapatılabilir. Bu doğru mu? Doğru değil diyorum. Bu olmamalı. Olmamalı demek yetmez. Bu yasaları kim değiştirecek? Uzaydan mı gelip değiştirecekler? Siyasetçi değiştirecek. Kim? siyasi iktidarlar. Hangi iktidarlar? Dünkü iktidarlar, bugünkü iktidar. Ben diyorum ki keşke 1993 yılından bu tarafa benim söylediğim, siyasi partiler yasası değişsin, seçim kanunu değişsin, dokunulmazlıklar kaldırılsın, daha doğrusu sınırlandırılsın. Sadece siyasetçiler için değil, tüm kişi ve kurumlar için yargı yolu açık olsun. Türkiye’de hukukun üstünlüğü sağlansın. Yargı-Yürütme-Yasama erklerinin ayrılığına dayanan temel reformlar yapılsın diyorum. Siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıracak temel yasalar getirilmelidir diyorum. Mevcut yasalar, siyasi partilerin kapatılmasına imkan veriyor, kolaylaştırıyor, bu imkanı veriyor. Bunlar değiştirilmelidir diyorum. Şimdi birileri diyor ki ‘keşke bunu söylemesen’ niye? ‘bunu söyleyecek zaman mı?’ nasıl yani? O zaman muğlak kalıyor diyor. Sizin ne söylemek istediğiniz tam anlaşılmıyor diyor. Ben diyorum ki partilerin kapatılmasına karşıyım. Terör odaklıysa, şiddeti, terörü metod olarak kabul ediyorsa o kapatılsın. Onun dışında kapatılmasın. Kapatılmasın demem yetmiyor ki. Buna göre yasalar düzenlensin. Ama düzenlenmemiş. İmkanı olduğu halde bu yasaları düzeltmeyenlerin hiç kabahati yok mu? Bunu demeyecek miyiz? Şimdi ne olacak? Ne olacağını yargıya intikal etmiş konu var. Bakacağız. Ama ben, kapatılmasına karşıyım. Mücadeleyi siyasetle yapmalıyız. Derin milletin vicdanını temsil ediyorum Bir taraftan derin devletin bir parçası gibi gösterilmeye çalışılan siyasi organizasyon, şahsınız. Diğer yandan ‘hayır biz asla böyle bir yerde değiliz. Eğer illa bir derinlik söylenecekse biz milletin sesiyiz diyen bir siyasi parti. Bütün bunların ortasında BBP neler yapıyor? Evet. Teşekkür ederim. Doğru bir tespit yaptınız. Derin devlet değil, derin milletin vicdanı beni daha iyi temsil eder. Ben derin milletin vicdanını temsil ediyorum. Derin milletin arzularını, değerlerini, beklentilerini temsil ettiğime inanıyorum ve bundan da şeref duyuyorum, onur duyuyorum. Tabi biz, güçlü bir devletin varlığına, ama demokratik bir devletin, her halükarda hukuka dayanan bir devletin meşruiyetle bütün vatandaşlarını kucaklayabilen, hepsine vatandaşlık şerefi kazandırabilen bir devletin yanındayız. Aynı zamanda da milletin tüm değerleriyle de özgür yaşamasından yanayız. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı güvenliktir, özgürlüktür ve refah toplumu olmak beklentisidir. Çünkü güvenliğin olmadığı bir yerde özgürlük de olamaz, zenginlik de olamaz. O bakımdan biz güvenlik ihtiyacıyla demokrasi ihtiyacının birbirini yok eden bir sarmal olmasını istemiyoruz. Öncelikle bütün bir toplumun kendini özgüven içerisinde hissetmesini; Devletin güvenlik kaygısının olmamasını ve aynı zamanda da birey özgürlüğünün inanç, fikir ve siyaset yapma özgürlüğünün de her halükarda sağlandığı bir Türkiye ve bunlarla birlikte de kalkınmış, karnı tok, sırtı pek, başı dik insanların yaşadığı bir ülke. Biz siyaseti bunun için yapıyoruz. Ben burasındayım meselenin. BBP, bu noktada da Ar-ge çalışmaları yapıyor. Toplumun diğer var olan ve gösterilmeyen sorunlarını gündeme taşıyor. İşte TBMM’de tek milletvekiliyim. Ama geldiğimizden bu tarafa öğrenim hakkını kaybetmiş olan çocuklara bir fırsat daha verilerek eğitime tekrar katılımlarını sağlamak, onları sokağa, kaderlerine terk etmek yerine, “ben okumak istiyorum” diyene yeni bir fırsat verilmesini sağlamak üzere bir kanun teklifi verdik. Onunla ilgili çalışmalarımız oldu. Bizden sonra diğer partiler de bu yönde teklifler verdiler. Türk modeli özelleştirmeyle 25 milyar dolarlık kaynak Türkiye’de çalışanlar arasında müthiş bir ayrılık var, haksızlık var. Onun için 4-C dediğimiz kesimin sorunlarını, diğer 657 sayılı devlet memurları kanunundaki aynı işyerinde çalışıp farklı maaş alanlar arasındaki adaletsizliğin giderilmesine yönelik çalışmalara işaret fişeği görevini yaptım. Bağ-Kurlular arasında adaletsizlik vardı. Onu gündeme getirdim. Çözdük onu da. Sonunda bizim dediğimiz doğrultuda genelge yayınlandı. Birikmiş ücretleriyle beraber vatandaşlarımız haklarını aldılar. O adalet sağlandı. Öğretmenlerimizin sorunlarını gündeme getirdik. Uzman erbaşların çok ciddi sorunları var Türkiye’de. Astsubayların çok ciddi sorunları var. Bunları gündeme getirdik. O yönde çözüm üretmek üzere yol açıyoruz. Çünkü, ben bugünkü konumumla kanunları çıkartacak pozisyonda değilim ama kanunların çıkartılabilmesi için kamuoyunun oluşturulması ve iktidarın bu yönde yönlendirilmesi bakımından olumlu bir muhalefet görevi yapıyorum. Şimdi son günde getirmiş olduğumuz bir kanun teklifimiz var. O da geniş tabanlı, öz kaynaklı özelleştirme modeli hazırladık. Elektrik ile ilgili hem üretim alanında, hem de dağıtım alanında bütün abone sahiplerinin ortak olduğu, üreticinin, tüketicinin ve kamunun ortaklığına dayanan geniş tabanlı bir şirketleşme modeli koyduk. Her ilimizi bir şirket yaparak, hem üretimde, hem de tüketimde vatandaşın ortak olmasını sağlayacağız. Çok ciddi bir hazırlık. Biz bunu üç yıldır yapıyoruz. Üç yıldır taban araştırması ile yaptık bunu. Memur Konfederasyonuna, Hak-İş’e, Türk-İş’e götürdük. Onlar da incelediler bunu. Hükümete verdik. Diğer siyasi partilere de verdik. Şimdi de TBMM’ye sundum. Burada eğer bu kanunlaşırsa altı ay içerisinde 25 milyar dolar özkaynak temin edilebiliyor. 40 bin kişiye iş temin edilmiş oluyor ve enerjide kayıp kaçak önlenmiş oluyor. Herkes aynı gemide olduğu için kendi gemisinin delinmesine engel olmak üzere ülke kaynaklarına sahip çıkmış oluyor. Aslında dünden beri biliyorsunuz TBMM’nde yap-işlet-devret tartışılıyor ve daha çok yabancı sermaye gelip nasıl yatırım yapsın diye bakılıyor. Halbuki yabancı sermaye gelip gelip dışarıya kâr transferi yapıyor. Osmanlı’dan bu tarafa biriktirdiğimiz kurumlarımız elimizden gidiyor. Öz kaynak olarak bu modeller de var. Benim ortaya koyduğum, TBMM’ye sunduğum bu enerji ile ilgili kanunumuz gerçekleşirse bu aslında diğer özelleştirmelerle ilgili bir model olarak kullanılabilir ve bize ait bir Türk modeli olarak Türkiye’nin kendi kaynaklarını kendi insanıyla paylaşmasını ve daha çoğaltılmasını, refah seviyemizin yükseltilmesini sağlayabiliriz. BBP, bu temel hususlarla uğraşıyor. Bakın, herkes içeride bir başörtüsüne odaklanırken, yerli yersiz bir takım tartışmalarla meşgulken ben, bir yıl içerisinde Kazakistan, Türkmenistan, İran, Bosna, Kosova ve Avrupa ülkelerini gezdim. Suriye’ye gittim. Buralarda Türkiye’ye dışarıdan bakarak, Türkiye’nin bulunduğu yerden dışarıyı nasıl görmesi gerektiğini ifade ettim ve oralarda da tabi oralarda da milli çıkarlarımıza uygun gündemler oluşturduk. Her gittiğimiz ülkede en üst seviyede, Devlet Başkanları düzeyinde görüşmelerimiz oldu. Suriye’ye gittiğimizde bütün Bakanlarla, Başbakan, Meclis başkanlarıyla görüştük. 40 kişi ile gittik oraya. Yani Anadolu’nun tabi bir devamı olan Şam’da İstanbul kadar Osmanlı eseri var. Yani biz aynı kültür kodlarından beslenen halklarız. Dolayısıyla Türkiye, kendi coğrafyasına sahip çıkarak öncelik yaptığında farklı bir yere geleceğini görüyorum. O bakımdan da Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Türk Dünyasına kendi iradesiyle açılabilen çok yönlü, çok odaklı hellozonik bir dış politika takip eden ülke olmalı diyoruz. Biz Türkiye’nin geleceğini konuşuyoruz. Birileri içeride günü konuşuyor ve bugün kavgayla meşgul oluyor. Ama biz Türkiye’nin geleceğini konuşuyoruz. BBP, Türkiye’nin geleceğidir. Türkiye’nin geleceği ile ilgilidir. Önümüzde mahalli seçimler var. Onunla ilgili iki defa kamp yaptık. Biri Antalya’da diğeri Kızılcahamam’da. Şimdiden mahalli seçimlerle ilgili çok ciddi bir alt yapı hazırlayarak Türkiye’nin her noktasında eksiksiz olarak seçimlere girecek şekilde kadromuzu hazırlıyoruz, çalışmalarımızı yapıyoruz. Hatırla Sevgili’de ülkücülere hakaret ediliyor Efendim Hatırla Sevgili gibi benzeri diziler var Televizyonda. 12 Eylül öncesini anlatan, Türkiye’deki çatışma sürecini anlatan. Bunları izliyor musunuz? Ve değerlendirmeniz nedir? Evet. Fırsat buldukça izliyorum. Tamamını izleyemedim ama maalesef o dizi çok yanlı hazırlanmış. Biri birilerini idealize ederek onları kutsayacak noktaya getirmeye çalışırken, belli bir kesimi de bilinçli bir şekilde kötüleyen bir dizi olmuştur. Biz eğer geçmişin muhasebesini yapmak istiyorsak, objektif diziler hazırlamalıyız. Bu yeni tahriklere vesile olmamalı, sebep olmamalı. Hatırla Sevgili dizisinin baş kısımları çok da ilgimi çekmişti. Ama gittikçe çok yanlı hale geldiğini, çok taraflı hazırlandığını, için de bir yığında iftira yapıldığını görüyorum. Ülkücülere inanılmaz hakaretler yapılıyor orada ve inanılmaz haksızlık ediliyor. Benim bunu kabul etmem mümkün değil, doğru da değil. Sübjektif, kasıtlı, yanlı bir dizi olarak görüyorum. Yani benim küçük çocuğum bile biraz seyrettikten sonra önündeki şeyi tekmeliyor. Olamaz ki baba diyor. Bu kadar da yanlı diye. Oğlum yaşadın mı o zamanı diye soruyorum. Yaşamaya gerek yok ki baba. Bu kadar yanlı bir dizi olur mu? diyor. Dolayısıyla daha objektif, hem yeni nesle geçmişi daha doğru anlatacak, hem tecrübe kazandıracak, hem de o dönemde mücadele edenlerin hakkını da teslim edecek bir diziye Türkiye’nin ihtiyacı var. Herhalde önümüzdeki günlerde bu da gerçekleşir. Çünkü bu yönde bazı talepler de bize geldi. Söyleşi Önsel ÜNAL Haber Portal Dergisi

Tarih: 01.06.2008 Saat: 10:32 Gönderen: BBP_Sivas
 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Genel Merkez Haberleri
· Haber gönderen BBP_Sivas


En çok okunan haber: Genel Merkez Haberleri:
25 MİLYAR DOLARLIK KAYNAK

Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

Seçenekler

 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

İlgili Konular

Genel Merkez Haberleri

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Anasayfa  ::  Neden BBP?  ::  Tarihçe  :: Amblem  ::  Tüzük  ::  Program

 

 1: niksar alperen ocakları  8 Ziyaret 2: Alperen Ocakları Genel Merkez  7 Ziyaret 3: Aytekin Kulmaç  8 Ziyaret 4: BBP Genel Merkez Sitesi  7 Ziyaret 5: Milliyetçiler  108 Ziyaret

Siteni Ekle

BBP Sivas İl Teşkilatı ©2006 - Atatürk Cad. Demirciler Ardı Mah. Nizam Sok. SİVAS -- Tel.: (346) 223 64 64